ÇAĞRI METNİ
“Şehirleri şehir yapan, içerisinde yaşayan insanlar değil, altında yatan insanlardır.” Konya için bu söz, başka hiçbir şehirde olmadığı kadar doğrudur. Nitekim Konya, Selçuklu’nun başkenti olmadan önce de bir ilim ve irfan merkeziydi; başkentliğini kaybettikten sonra da bu özelliğini yedi yüz yıl boyunca sürdürdü.
Sultânü’l-Ulemâ Bahâeddin Veled’in Belh’ten getirdiği irfan mirası bu şehre yerleşmiş; Hoca Ahmet Fakih’in Çarhnâme’siyle Konya’da Anadolu Türkçesinin ilk filizleri yeşermiştir. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî’sini Konya’da Çelebi Hüsâmeddin’e yazdırmış; Sadreddîn Konevî, İbnü’l-Arabî’nin metafiziğini bu şehirde sistemli bir nazarî tasavvufa dönüştürmüştür. Şems-i Tebrîzî’nin Konya’ya geldiği ilk gün konakladığı yer, bir şekerci olan Şeker Furûş’un hanıdır; bu küçük tafsilat bile şehrin kültür dokusunu gösterir: Tasavvuf, ticaret, ilim ve sanat aynı sokakta yan yana nefes almıştır.
Konya’nın manevî ve ilmî mimarları yalnızca tasavvuf ehli değildir. Beyhekim Ekmeleddin Nahcuvânî, İbn Sînâ’nın Kānûn’una şerh yazmış, Selçuklu sarayında hekimbaşılık yapmıştır. Celâleddin Karatay ve Sâhib Ata Fahreddin Ali, devlet adamlığı ile vakıf âlimliğini birleştirerek bugün hâlâ ayakta duran medreseler ve külliyeler bırakmıştır. Kadı Sirâcüddîn Urmevî, mantık ve kelâmda devrinin otoritesi olmuştur. Ahi Evran, esnaf teşkilatının manevî öncüsü; Dursun Fakih ise Osmanlı’nın ilk kadısı olmuştur.
Osmanlı döneminde de bu silsile kesintisiz devam etmiştir: Zenbilli Ali Cemâlî Efendi’nin şeyhülislâmlığı, Pîrî Mehmed Paşa’nın sadâreti, Hâdimî’nin Hadim’de kurduğu ilim havzası, Memiş Efendi’nin Bozkır’da yaktığı meşale, Mehmed Vehbi’nin Hulâsatü’l-Beyân tefsiri ve son Mevlevî postnişini Veled Çelebi İzbudak — bunların hepsi aynı silsilenin farklı yüzleridir.
Mevlânâ, “Şehir, içinde sırların saklandığı bir hazinedir” der. Konya’nın bu hazinesini, onu inşa edenlerin hayatları üzerinden yeniden açmak ve yeni nesillere aktarmak için tüm değerli akademisyenleri sempozyumumuza davet ediyoruz.
Bu sempozyum, Konya üzerine yapılmış şehir tarihi çalışmalarından farklı olarak, şehrin hafızasını oluşturan şahsiyetleri merkeze alan ilk uluslararası bilimsel toplantı olmayı hedeflemektedir.